ANKARA VİZYON

Anasayfa İLÇELER KIZILCAHAMAM Paylaş

İLÇELERKIZILCAHAMAM

Kızılcahamam İlçesi Ankaraya 80 km uzaklıktadır. Kızılcahamam İlçesi yeraltı suları bakımından zengindir. Özellikle şifalı kaplıcaları meşhurdur. Kaplıca deyince ilk akla gelen sıcak ve şifalı sulardır. Bir çok derde deva oldukları inancı, dün olduğu gibi bu gün de yaygındır.


KIZILCAHAMAM İLÇESİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Kızılcahamam İlçesiKızılcahamam İlçesi Ankaraya 80 km uzaklıktadır. Ancak ilk bilinen ilçe merkezi bugünkü Demirciören köyü yerleşim yeri olup, kayıtlarda Yabanabat olarak geçmektedir. 1880 yılında ilçe merkezi eski adı çorba olan şimdiki Pazar bucağına taşınmış ve 1915 yılında bugünkü yerleşim yerine nakledilmiştir. Bölgemizde bulunan Hitit devri kalıntıları göz önünde tutulursa bölgenin yerleşim yeri olarak tarihinin M.Ö.' ki dönemlere dayandığı anlaşılmaktadır.

Kızılcahamam ilçesi doğudan Çubuk, batıdan Çamlıdere ve Güdül, kuzeyden Çankırı'nın Çerkeş ve Bolu'nun Gerede ilçesi ile güneyden Ayaş ve Kazan ilçeleriyle çevrilidir.

İlçemizde Kurtboğazı, Eğrekkaya ve Akyar barajları mevcut olup bu barajlar Ankara’nın sulama ihtiyacını karşılayan barajlardır. Akyar barajının suyu Eğrekkaya barajına ve oradan da Kurtboğazı barajına transfer edilmektedir.
Kızılcahamam İlçesi yeraltı suları bakımından zengindir. Özellikle şifalı kaplıcaları meşhurdur. Kızılcahamam İlçesinde karasal iklim hüküm sürmesine karşın yapılan barajlar ve Karadeniz’e yakınlığından dolayı Batı Karadeniz iklimi özellikleri de görülmektedir. Yağmurlar İlkbaharda yoğun olmakla beraber, Ormanlık alanın fazla olmasından dolayı yıl itibari ile yağışlı günler daha fazladır. İlçenin ortalama sıcaklığı +11 C 'dir. En yüksek sıcaklık ağustos ayında 34 C , en düşük sıcaklık şubat ayında -20 C ' olarak tespit edilmiştir.

Kızılcahamam İlçesinde ortalama nem % 66 ' dır. En yüksek nem kış aylarında % 76, en düşük Eylül ayında % 4 olarak tespit edilmiştir. 107 köyü ve bir beldesi olan ilçenin 2000 yılı sayımına göre nüfusu 33 623’dür. Bu nüfusun 16 195 ilçe merkezinde, 17428’ köylerde yaşamaktadır
Kızılcahamam İlçesi 1711.87 Km2 ' lik alan üzerine kurulmuş olup ,merkezinin rakımı 975 metredir.

Soğuksu Milli Parkı:

Kızılcahamam Soğuksu milli ParkıTabii güzelliklerimizin belki de en çok bilineni ve önemlisi olarak yıllardır ilçemizle birlikte anılır. Ankara’ya 81 ve ilçe merkezine 1 Km. uzaklıkta bulunan Soğuksu, 1959 da hükümet kararı ile Millî Park yapılmış.

Park sahasının kaynak değerlerini, İç Anadolu stebinden Kuzey orman kuşağına geçişteki Karaçam ormanları ile bu ormanların sunduğu rekreasyon potansiyeli teşkil ediyor. Zaten bu özelliği ile Millî Park yapılması düşünülmüş. “Zümrüt” gibi bir yeşilliğin hakim olduğu park alanı, gerçekten bozulmaya yüz tutmuş tabii zenginlikler içinde orijinal yapısı ile ender güzellikleri saklayan ve her mevsim farklı görüntülerle insana sunan bir esrara sahip.

Kaynağına sığmayıp taşan kaliteli membağ suları,kır tipi şömineleri, sıhhî tuvaletleri, kır bankları,çocuk bahçeleri, spor alanları, telefon kabinleri, hayvanat bahçesi, tabiat müzesi, gazino ve diğer eğlence yerleriyle ilham verici güzelliktedir.

Güneşli günlerde piknik alanları dolup taşarken,kışın kar,orman denizini beyaz bir gelinlik gibi kaplayınca bu hareketli hayat durmaz. Bu sefer kışın tadını çıkarmak, karda dolaşmak ,kayak yapmak, kışın eşsiz görünümünü seyretmek insana mutluluk verir. İşte bu çam parçası, büyük şehrin tozlu dumanlı, gürültülü ve bitkin hayatından kaçanların, yaka silkenlerin bir dinlenme ve istirahat yeridir.”

İdarî bakımdan Orman Bakanlığı Millî Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, Ankara Baş Mühendisliğine bağlı olan Millî Park içinde 16 Km. lik stablize bir çevre yolu, dağ turizmi meraklıları için kamp, tırmanma ve yürüyüş alanları yanında oto-kros parkuru olarak kullanılabilecek yerler mevcut.

Ayrıca Kuzcapınar ve Gölderesi mevkilerine uzanan talî orman yolları mevcuttur. Günün her saatinde, her köşesinin ayrı güzellikte manzarası olan parkımızın her mevsimde ulaşımı uygundur. Sahanın yakın çevresinde Kızılcahamam ilçe merkezi ile ilçeye bağlı Karacaören, Sazak, Saraycık ve Yeşilköy gibi köyler bulunmaktadır.

Kara Akbaba:

Burada İlçemiz için önem arzeden ve Soğuksu Milli Parkının karakyeristik özelliklerinden Kara Akbaba hakkında bilgi vermek gerekecektir.

Dünyada nesli tehlikede olan ve Avrupa'nın birçok bölgesinde de sayısı hızla azalan Kara Akababa türüne ait Türkiye'deki bilinen en büyük kolonilerinden biri ilçemizde bulunmaktadır. Birleşmiş Milletlerin desteği ve Orman Bakanlığının ortak çalışmaları ile yürütülen bir proje ile uzun vadede, kısmen Milli Park olan alanın içindeki Kara Akbaba kolonisini tehdit eden faktörlerin belirlenmesi, ortadan kaldırılarak populasyonun korunması amaçlanmıştır.

Varolan populasyonun durumunun tesbiti için saha çalışmaları yapılmıştır. Literatür taramaları yapılarak türe ait bilgi derlenmiş ve Avrupa için Birdlife International tarafından 1995 yılında hazırlanmış Kara Akbaba Koruma Eylem Planı Türkçe’ye çevrilmiştir.

Su Alanları:

Soğuksu Milli Parkı içerisinde su alanı bulunmayıp, mevcut tesislere su veren su depoları vardır. Alan içinde muhtelif yerlerde 4 adet su deposu ve 27 adet çeşme var.Milli park sahası içerisindeki sular, milli parkın ve diğer tesislerin (otel-gazino) ihtiyacını karşıladığı gibi, şişelenerek piyasada da arz edilmektedir. Milli park sahası içerisinde akan küçük dereler mevcuttur, yaz-kış akan bu derelerde hiçbir kirleticiye rastlanmamıştır. Soğuksu deresi balıkçılık için uygun ise de, su ihtiyacı çok fazla olan milli parkta balık üretimi yapılmamaktadır. Daha önceleri suni alabalık üretilmeye başlanmıssa da sonradan vazgeçilmiştir.


-Aşağı (Küçük) Soğuksu: Millî Park’ın girişinden itibaren idare binası, kır gazinosu, büfe, otopark ve çocuk parklarının bulunduğu en yoğun bölgedir.

-Yukarı (Büyük) Soğuksu: Biraz daha ileride Altın Su işletmesinin ve eski gazinonun bulunduğu günü birlik kullanım bölgesidir.

-Bahçeyeri: Büyük Soğuksu’dan sonra, çevre yolunu takiben gelinen ve Patalya termal Otelinin de içinde bulunduğu günü birlik kullanım bölgesidir.

-Kuyubaşı: Bahçeyeri’nden sonraki iki ayrı bölümden meydana gelen ve en geniş kullanım kapasitesine sahip olan bölgedir.

-Gölderesi: Aynı ismi taşıyan derenin vadisinde bulunan ve iki ayrı bölümden meydana gelen günü birlik ve kamp kullanımına uygun bir bölgedir.

-Bostanlar Tarlası: Ortalama yüksekliği 1400 metre olan, günü birlik ve kamp kullanımına uygun bir bölgedir.

-Kuzcapınarı: Millî Park içinde en ilginç bölümlerden biridir. Çünkü burada yerli bitki örtüsünün tarihî anıtı olan “Fosil Ağaç” bulunmaktadır. Günü birlik kullanım için elverişli olan bölgedeki fosil ağaç koruma altına alınmalıdır.

-Göllü: 1500 metre yüksekliği ile, Millî Park alanının en yüksek toplu kullanım alanı olup günü birlik ve kamp kullanımına uygundur.

-Karaseki: Millî Park ve bölgenin, tabii bitki örtüsünün tipik temsilcisi olan bu bölge, ”Doğal Karakteri Korunacak Bölge” olarak ayrılmıştır.

-Atatürk Çamı: Büyük Soğuksu’da 1934 yılında Atatürk’ün ilçemizi ziyaret ettiği sırasında dinlendiği yerdir. Gerek tarihî önemi, gerek çevresindeki tabii yapının güzelliği nedeniyle Millî Park’ın en önemli yerlerinden biridir.

Sağlık ve Termal

Kızılcahama Termal Tesisler, KaplıcalarKaplıca deyince ilk akla gelen sıcak ve şifalı sulardır. Bir çok derde deva oldukları inancı, dün olduğu gibi bu gün de yaygındır. Her kaplıcanın, halk ağzında bir öykü ve övgüsü vardır.

Bir köyün kızları, her gün kaplıcada yıkandıkları için, komşu köyün kızlarından daha güzel, daha alımlılarmış. İki köy, bu hamam yüzünden kavgalar bile yapmış.

Bir şehrin gençleri diğerinden daha güçlüymüş ve her savaşta galip gelirmiş. Çünkü ihtiyarları, savaştan önce askerlerini muhakkak kaplıcaya gönderirlermiş.

Bir avcı yaraladığı geyiği, birkaç gün sonra sağlam olarak karşısında görmüş. Tekrar ateş edip yaralamasına rağmen geyik gene kaçmış. Bu olay birkaç defa tekrarlanınca, peşine düşen avcı, geyiğin bir kaynakta yaralarını ıslattığını görmüş.

Vücudunu saran yaralardan bir türlü kurtulamayan bir bey kızı, köylülerin yaralı ve hasta hayvanlarını soktukları sudan birkaç bakraç dökününce, tekrar ayın ondördü kadar güzel olmuş.

Bozdağ’ın ardındaki kaplıcaya giden yaşlı kadınlar gençleşiyor, çirkinleri güzelleşiyormuş. Araba ile götürülüp, kucakta suya indirilen felçliler yürüyerek köylerine dönüyor, romatizmadan bacakları tutmayan yaşlılar, kaplıcaya girdikten sonra, daha orada bastonlarını kırıp atıyorlarmış.

Çamlıkdaki çamura, 21 gün devamlı şafakdan önce gidip giren kısır gelinler, bir yıla kalmadan hamile kalıp, nurtopu gibi çocuklar doğuruyorlarmış.

Kırkpınarların suyundan içenler, bir daha karın ağrısı nedir bilmiyorlarmış. Hele kırk tas içenlerin yüzünden kanlar damlıyormuş.

Bu ve benzeri öykülere, dünyanın her tarafında rastlamak mümkün. Şüphesiz bunların gerçek yanları da yok değildir. Eğer öyle olmasaydı, tarih boyunca insanlar sıcak su kaynakları başlarında koca koca hamamlar, oraya gelenlerin rahat ve huzur içinde vakit geçirip dinlenmeleri için konaklama tesisleri ve binlerce kişilik açık hava tiyatroları yaparlar mıydı ?

Halk dilinde, kaplıca suyunun havuza aktığı yere “Aslan Ağzı” deniyor. Acaba, altına girenlere aslan gücü verdiği inancından dolayı mı bu isim verilmiştir?

Bizler, böyle kaynaklara sahip bir merkezde bulunmamıza rağmen, yukarıda anlattığımız gibi, yaşlıları gençleştirip çirkinleri güzelleştiren, zayıflara aslan gücü veren, yaraları kapatan, felçlileri yürüten ve kısır gelinleri mutlu eden bu suların sihrini, daha doğrusu şifa veren gücünün nereden geldiğini biliyor muyuz ?

Kızılcahamam Kaplıcaları:

Kızılcahamam kaplıcalarının geçmişi Roma İmparatorluğunun parlak devirlerine kadar uzandığı sanılıyor. Büyük kaplıca yanında bulunan ve Romalılara ait olduğu bilinen eski hamam kalıntılarından dolayı böyle bir fikre varılmıştır. Halk arasında da Roma Hamamı olarak bilinen bu eski hamamda iki büyük havuz ve yeraltından çıkan termal suyun dinlendirildiği büyük bir depo mevcuttur. Bu depo ve havuzlar, yumurta akı ile karıştırılan toprak ve kilden müteşekkil bir karışım ile sıvanmıştır.

12.Asırda Anadolu’da 300 sıcak su hamamı bulunduğu belirtiliyor.

Kızılcaham TarihiTarihi kaynaklar, 1402 Ankara Savaşı sırasında (belki de savaşdan hemen sonra Ankara’da kaldığı bilinen sekiz günlük süre içinde) Timur’un, aksayan bacağına şifa olsun diye bölgedeki kaplıcadan faydalandığını, sık sık banyo aldığını, hatta sıcaklığı 80º C olan kaplıca suyunda yıkanırken, bacağını birden suya soktuğunda yanma hissedip: ”Aman bre Kızılcahamam!” diye bağırdığını ve ilçenin isminin de buradan geldiğini belirtiyorlar.

Ali Cevad Efendi’nin, “Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı” nda, ilçemizde “biri Sek Hamamı’nda, ikisi de Kızılca’da bulunan kaplıcalardan bahsederek, terkibinde şap, kükürt ve çelik olan kaplıcaların iç ve dış hastalıklara olağanüstü yarar sağladığı, Ankara ve civar illerden pek çok ahalinin tedavi için buraya gelip 60 odalı hanlarda kaldığını” anlatılıyor.

ATATÜRK ilçemizi ziyaret ettiği 16-17 Temmuz 1934 de büyük ve küçük kaplıcayı da gezmiş ve buraların geliştirilmesi yönünde direktifler vermiştir.

Bu tarihlerde kaplıcalarımızın havuzları sıcak suların yerden kaynadığı yerde idi. Yani sıcak su yeryüzüne çıktığı yerdeki havuza toplanır ve burada banyo alınırdı. Havuza da bir taş merdiven ile inilirdi.

Kaplıcalarımız, böyle ilkel bir yapı ve kullanımda iken 1943 de zamanın Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ ın yardımları ve bizzat katıldığı temel atma töreni ile yenilenmeye başlanıp bu günkü yerine yeniden inşa edilir. İnşaat devam ederken sıcak suyun kaybolduğu görüldü. 1945 yılında inşaatı bitirilen tesiste, erkek-kadın bölümleri, bu bölümlerde büyük mermer havuzlar, soyunma ve dinlenme yerleri yeniden düzenlenmiştir.

1992 yılında günde ortalama 2.500-3.000 kişi girmekte iken, 1996 sezonu itibarı ile bu sayı 4.000’e çıkmıştır. Normal kapasiteleri ise günlük 15.000 kişi olarak tesbit edilmiştir. Bu artan talebe karşı gelirin de aynı şekilde arttığı düşünülürse, kaplıcaların maddi açıdan faydası ortaya çıkar.

Kaplıcalarımıza sadece bölgesel misafirler değil, yurdun her tarafından tedavi amacı ile gelenler oluyor. Özellikle yazın (Haziran-Ekim arası) tedavi ve dinlenme amacı ile ilçeye gelenler çoğunlukla Zonguldak’lılardır. Bunun yanısıra Malatya, Trabzon, Çorum ve Kastamonu yoğunlukta olmak üzere Doğu ve Güneydoğu’dan gelenler olmakta ve en az on gün süre ile ilçemizde kalmaktadırlar.

Tedavi için gelenlerin genelde Romatizma, Siyatik, cilt, kadın hastalıkları, bel ağrıları ve Egzema gibi hastalıklardan şikayetçi oldukları ve düzenli bir kaplıca tedavisinden sonra hemen hepsinin memnun olarak ayrıldıkları gözlenmektedir.

1-BÜYÜK KAPLICA:

Günümüze kadar birkaç tadilat geçirmiş olan tesis,1985 de son bir iç ve dış düzenleme ile biraz daha kullanışlı hale getirilmiştir. Bu değişiklikle kurnalı yıkanma yerleri havuzun olduğu bölümden ayrılarak göbek taşı da ilave edilip başka bir bölümde yeniden hizmete sunulmuştur. Ayrıca, mevcut soyunma kabinlerinin ve aileye mahsus küvetli özel kabinlerin sayıları da artırılmıştır.

Üstüne bir de kat eklenen kaplıca binasında ayrıca Fizik Tedavi bölümü ve idare büroları yenilenmiştir. Girişe ise turnikeler konularak kolaylık sağlanmıştır.
Kadın ve erkek bölümleri simetrik olarak birbirinin benzeri olan kaplıcamıza ortalama olarak, günlük kışın 250, yazın ise 5.000 kişi girmektedir.
Belediye tarafından işletilmekte olan Büyük Kaplıca’nın su kapasitesi daha önce 3 Lt/Sn ve kendi tabii kaynağını kullanmakta iken,1984 yılında M.T.A. tarafından açılan kuyudan çıkarılan su verilmeye başlanmıştır.


2-KÜÇÜK KAPLICA:
Yenice Mahallesi Camii arkasında, küçük bir binada hizmet vermektedir. Açık bir soyunma yeri ile kurnalı bir yıkanma yeri ve havuz bölümünden ibaret olan bu kaplıcaya öğleye kadar erkekler, öğleden sonra da bayanlar girebilmektedir. Ortalama günlük giriş kışın 250, yazın ise 400 kişidir.
1984 de çıkarılan su kullanılana kadar, bu kaplıcanın bir bölümünde kum ve böbrek taşı dökmeye yarayan ve sindirime iyi gelen ılık bir su akardı.

3-KAPLICA TEDAVİSİ:
Bu gün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki aşırı ve çarpık kentleşme sonucu oluşan hava ve çevre kirliliği, insan sağlığını bozup işgücü verimini azaltıyor. Bunun sonucu olarak sık sık görülen sinirsel yorgunluk, beslenme bozukluğu ve Romatizmal rahatsızlık gibi bir çok hastalığı tedavi için insanlar kaplıca, dağ ve deniz gibi tabii kaynaklardan faydalanma yolları aramaktadır.

Kızılcahamam KaplıcalarıBuralardan tedavi amaçlı faydalanma isteği, belirli bir zaman ve yer değiştirme mecburiyeti getirir. Bu amaçla insanlar, gittikleri yerde konaklama, beslenme, tedavi ve eğlence ihtiyaçlarını karşılayacak tesisler isterler. Ekonominin arz-talep kuralları içinde işleyen bu olay, günümüzde sağlık turizmi olarak bilinir.
Kaplıca, günümüzde modern bir anlayışla, yalnız suya girilmek için gidilen yer değil, geniş çapta bir dinlenme ortamıdır. Bu sebeple, Batı’daki su şehirleri, bölgenin en bakımlı ve şirin kentleri haline getirilmiştir. Gelenlerin hoşça vakit geçirebilmeleri ve ruhsal yönden de dinlenebilmeleri için gerekli imkanlar sağlanmıştır. Bu kentler, tiyatro, konser salonu, park, otel, lokanta ve temiz doğaları ile ender ve sakin birer sayfiye şehirleridir. Oralarda sağlığa aykırı (Klakson, gürültü, sokakları kirletmek gibi) her türlü hareket yasaklanmış olup, gelenlerin rahat ve huzuru için her türlü tedbir düşünülmüştür.

Kentin önemli yerlerine konulmuş şehir ve çevre plânlarında, bölgenin tüm ziyaret yerleri belirlenmiş, şehrin ve kaplıcanın tarihçesi, coğrafi durumu, iklimi, şifalı suların özellikleri ve iyi geldiği hastalıkların anlatıldığı bol yayın vardır.
Buna karşılık bizde, ağır bir ihmal ve umursamazlıkla bu konulara pek değinilmemiştir. Çalışmalar daha çok ilmi düzeyde kalmış, bunlar uygulamaya konulamamış. Yetkililerin dar görüşlü ve cesaretsiz olmaları yanında, hantal yapılı sistem ve mevzuat da bir engel olarak bu konudaki teşebbüslerin önüne çıkmıştır.
Kaplıcaya tedaviye gelen hastaların, huzura, sükunete, temiz ve rahat otel ve pansiyonlara, kolay ve rahatça gezinti yapabilecekleri alanlara, oturup sohbet edebilecekleri parklara, yeşil alanlara, ucuz ve temiz lokantalara, konser ve sinema salonlarına, egzersiz merkezlerine, temiz ve gürültüden korunmuş gazino ve çay bahçelerine ihtiyaçları vardır.

Gelen misafirlere bunlar sağlanmaz ise genellikle ruhsal bunalıma girmekte, dinlenmek ve tedavi için ayırdıkları zaman bir işkenceye dönüşmektedir. Günlük ve sosyal hayat açısından büyük sapmalar gösteren bir kaplıca ortamından, madden ve manen kendini zorlayarak şifa aranmaz. Artan ruhsal bunalım ve sıkıntı, kaplıcanın sağladığı şifayı kolayca alıp götürebilir.

Sağlıklı bir çevre ve kaplıca ortamının ruhsal etkisi, şifalı suyun faydası kadar önemlidir. Günlük hayatında, daha iyisine alışık olan bir kimse, girmekten tiksindiği otel odalarında veya birbirinden müşteri kapmak için yarış ve kavga eden “hamamcı simsarları”nın daracık odalarında, kaplıca kürü yapmaya zorlanamaz. Onlara sağlanacak sosyal ortam, en az yaşadığı çevreye denk olmalıdır.
Doktorun teşhisi ile, kaplıcaya gitmesinde engel olmadığı klinik ve laboratuar muayenelerle tesbit edilmiş hastalar, araya başka bir hastalık ve problem girmediği takdirde, doktorun tavsiye edeceği bölge ve usülde kaplıcalardan faydalanabilir.
Hastalar kulaktan dolma bilgiler yerine mutlaka doktorun tavsiyeleri doğrultusunda banyo alma şekli, günlük ve seanslık banyo süresi, kaplıca süresi, beslenme ve dinlenme şekillerine dikkat etmelidirler.

Kaplıcanın bulunduğu bölgenin iklimi de kaplıca tedavisinde etkili olmaktadır. Özellikle kalp ve dolaşım sistemleri tam sağlıklı olmayan yaşlı hastalar, sıcak bölgelerdeki kaplıcalara özellikle yaz aylarında gitmekten kaçınmalıdırlar.
Sabah ve öğle banyo seanslarından sonra kısa bir süre yatarak dinlenilmeli, arkasından doktor tavsiyesine göre, çamur uygulaması, masaj ve egzersiz gibi yardımcı tedavi metodları uygulanmalıdır. Günlük en çok 30-40 dakikadan fazla sürmeyecek bu uygulamalardan bıkılırsa, haftada üç güne indirilebilir.
Bu uygulamalardan arta kalan zamanlar ise, gezinti ve yürüyüş yapmak, müzik dinlemek, sinema seyretmek veya yorulmayacak şekilde başka eğlencelerle değerlendirilebilir. Bu şekilde kaplıcadaki günler, sıkıcı olmaktan kurtulacak ve sinirler dinlenecektir. Böyle bir dinlenme ile kazanılacak rahatlık, kaplıca tedavisinden alınacak sonuca olumlu etki edecektir. ”Aman günlerimi doldursam da,şuradan kurtulsam!” havası içinde yapılacak sıkıntılı bir kaplıca tedavisinden, tam olarak fayda sağlanamayacağı bilinmelidir.

Banyolar devam ederken, bazı hastaların durumlarında “Termal Reaksiyon” veya “Termal Kriz” denen bozukluklar olur. Kişiden kişiye değişen bu durumda, uykusuzluk veya devamlı uyuma isteği, bitkinlik, huzursuzluk, sinirlilik, cinsel arzunun artması, baş ağrısı, bulantı, midede şişkinlik, kabızlık, ishal, gaz, sık idrara çıkma, çarpıntı, nefes darlığı, kol ve bacaklarda uyuşma, sebepsiz terleme şeklinde ortaya çıkan bu geçici krizin, tedavi sonucuyla bir ilgisinin bulunmadığı ve insanların kaplıcaya gösterdiği bir tepki olduğu fikri hakimdir.

Normal olarak bir iki gün süren bu tablo kendiliğinden kaybolmakta ise de, tedirgin edici bir seviyeye ulaşırsa birkaç gün için banyolara ara verilmesi ve sadece egzersizle yetinilmesi, krizin atlatılması için yeterlidir. Mecbur kalınırsa, doktor tavsiyesi ile alınacak yatıştırıcı ilâçlarla durum kontrol altına alınabilir.
Kaplıca tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek bu krizden başka,tedavi süresi bitip eve dönüldüğünde,banyo krizine benzer, fakat ondan çok daha hafif “Kaplıca Sonu Yorgunluğu” denen bir olay da dikkati çeker. İkinci bir “Uyum Bozukluğu” olarak bilinen böyle hallerde, hastanın iş hayatına hemen başlamadan, evde 5-6 gün dinlenmesi, şikayeti azaltmaktadır.



Bu bilgi 1892 kez okundu.
Güncelleme : 20.09.2010