Şereflikoçhisar'ın Hititler'den bu yana yerleşim birimi olduğu sanılmaktadır. Selçuklular ve Osmanlılardan beri yerleşim birimi olduğu muhakkaktır. Selçuklular zamanında ilçenin kuzeyinde Koçhisar Kalesi kurulmuştur. Anadoluda çift kalesi olan şehirlere "Koçhisar" denirdi. muhtemelen adı buradan gelmektedir. şerefli adı ise yörede etkinliği olan Şerefli oymağından alınmıştır 1891 yılında ilçe olan Şereflikoçhisar Konya iline bağlanmış, 1933 yılında ise Ankara'ya bağlanmıştır. 1989 yılında Sarıyahşi 7 köyü, Ağaçören 27 köyü ile ilçe olup, Aksaray iline bağlanmıştır. Ayrıca Evren 9 köyü ile 9 Mayıs 1990 tarihinde ve 3644 sayılı 130 ilçe kurulması hakkındaki kanunla İlçe haline getirilerek Ankara iline bağlanmıştır. İlçe düzeyinde kanunun istediği anlamda Mahalli İdareler birimi sayılacak Özel İdare kuruluşu mevcut değildir. İlçe Özel İdare Müdürlüğü mülkiyeti İl Özel İdaresine ait binada kendisine verilen görevleri yürütmektedir.
A-BELEDİYELER: İlçede bir merkez, 4 kasaba belediyesi dışında 43 köy muhtarlığı mevcut olup,bu köylere bağlı 3 yayla vardır. Yakın zamana kadar ilçeye bağlı olan köylerin Aksaray iline bağlanması ile köy sayısı azalmıştır, Sarıyahşi, Ortaköy ilçeden ayrılan ve daha sonra Aksaray'ın ilçesi haline gelen köylerdendir
B-KÖYLER: İlçemizin 43 köyü bulunmaktadır. Köylerimizin ekonomik ve sosyal yönden İlçe ile sıkı bir ilişkisi vardır. Genel olarak köy,muhtar ve ihtiyar heyet üyeleri köy hizmetlerini yürütecek yetenekte değildir. Eğitim seviyeleri de son derece düşüktür fakat gün geçtikçe köylü halkımızın eğitim seviyesi yükselmektedir TARİHİ (bkz kaynak ) Şereflikoçhisar, Kültür Bakanlığının höyüklerde yaptığı araştırmalardan anlaşılacağı üzere, MÖ. 3000 yıllarına kadar uzanan 5000 yıllık tarihi geçmişe sahiptir. İsmi sırasıyla; Koşhisar, Tuzbaşı, Koçhisar ve Şereflikoçhisar olarak değişiklere uğramıştır. Tarihi süreç içerisinde; Hititliler, Asurlar, Romalılar, Persler, Emeviler, Selçuklular, Karamanoğulları,Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerinde bulunduk. Karamanoğuları döneminde önemli yerleşim birimlerinden biri olan Şereflikoçhisar, 1466 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra yapılan ilk yazışmalarda, Karamanoğulları’nın Sancağı olarak kayıtlara geçmiştir Şereflikoçhisar insanı; Osmanlı Hakimiyetine geçtikten sonra, Rumeli’ye Batı Trakya’ya İstanbul’un Fethi ile de, İstanbul’ Aksaray Semtin de 1571’de de Kıprıs’ta zorunlu ikamet ettirilmiştir. Bu nedenle Osmanlının hakimiyetine geçişinin ilk yüzyılında nahiye durumuna düşmüştür.19 yy’ın ortalarında Antep, Urfa, ve Maraş yörelerinde zorunlu ikamete tabi tutulan Şereflikoçhisar bir dönem Aksaray ve Niğde’ye bağlı kalmış, ESBKEŞAN salnamesiyle Kulu ve İnevi ile birlikte ortak yönetimle yöneltilmiştir. Daha sonra Konya’nın müstakil kazası olan Şereflikoçhisar TC döneminde önce Aksaray’a sonrada 2441 sayılı yasayla Ankara’ya bağlanmıştır.Gelir kaynakları tarım tuz ve nakliyeciliğe dayalı olan Şereflikoçhisar, yurt dışında en çok işcisi olan beldelerden birisidir. Ekonomik nedenlerden dolayı son yıllarda göçlerin görüldüğü Şereflikoçhisar’dan; üç kasabası ayrılarak ilçe olmuştur. Bu üç kasabasının (Evren, Sarıyahşi, Ağaçören) köyleri ile birlikte ayrılması, ilçede ekonomik yaşamı sekteye uğratmıştır Ankara’nın güneyinde, Tuz Gölü, Hirfanlı Baraj Gölü, Sarıyahşi, Ağaçören, Evren kazaları, Aksaray Konya illeriyle Bala kazası topraklarıyla çevrili olan Şereflikoçhisar’ın son sayımda nüfusu 50 bin dir. Ankara’nın en uzak ilçelerinden biri olan Şereflikoçhisar’ın 46 köyü 4 kasabası bulunmaktadır. İlçe toprakları ülkemizin en eski yerleşme alanlarındandır. Höyükler halindeki il yerleşmelerden çıkartılan güneşte kurutulmuş kiremitler Cilalı Taş döneminde bile buralarda yerleşildiğini göstermektedir. Milattan önceki devirlerde Hititlerin, Roma ve Doğu Roma (Bizans) imparatorluğunun, bir ara da İran Devleti'nin hakimiyetinde kalan ilçe arazisi Malazgirt Zaferi'nden sonra Selçuklu Türkleri'nin hakimiyetine girmiştir. Selçuklulardan kalma en önemli tarihî eserler Sultan Alaaddin Camii ve bugün ayakta olmayan Hurşid Hatun (Sultan Alaaddin'in eşi) türbesidir. Şereflikoçhisar, Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Karamaoğulları'na bağlı kalmıştır. 1467 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı Devleti sınırları içine alınan Şereflikoçhisar Osmanlılar zamanında genellikle Aksaray'a bağlı bir kaza durumunda idi. 19. yüzyılda Konya'nın Esb-Keşan (Atçekenler) kazasının bir nahiyesi olan Şereflikoçhisar 1891 yılında Konya'nın bir kazası oldu. 1920'de Aksaray'a bağlandı. 1933 yılında Aksaray vilayetinin ilgası ile başkent Ankara'ya bağlanan Şereflikoçhisar, gelişen ekonomik ve sosyal yapısı ile il olmaya aday hale gelmiştir. ŞEREFLİKOÇHİSAR İSMİNİN MENŞEİ Tarihçi Merhum İ. Hakkı Konyalı tarafından yazılan ve 1970 yılında Şereflikoçhisar belediyesi tarafından bastırılan "Şereflikoçhisar Tarihi" adlı esere göre, Osmanlı dönemi yazmalarında adı"Koşhisar" olarak yazılan Şereflikoçhisar'ın bu ismi "çift kale" anlamına gelmektedir. Zamanla söylene söylene Koçhisar şeklini almıştır. Cumhuriyet döneminde adının başına bir zafer tacı gibi oturtulan "Şerefli" unvanını ise Konyalı'ya göre burada oturan "Şerefli" aşiretinden almıştır. Bununla beraber bu unvanın Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Balkan, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında çoksayıda şehit vermesi sebebiyle özel bir kanunla verildiği de söylenmektedir. KAYNAK :Şereflikoçhisar Ticaret Odası
TUZ GÖLÜ VE TURİZM Ankara'dan Şereflikoçhisar'a doğru ilerlerken batı yönündeki ışıltılarla kendini fark ettiriyor Tuz Gölü. Yoğun beyazlık, tuz kristallerinin tayfları, insan beyninde kaçınılmaz kar ve buz çağrışımı yapıyor. Ayaklarınızı kıyıdaki bir karış suya sokana kadar da bu duygudan kurtulamıyorsunuz. Donma derecesine yakın bir ısıya hazırlıyor beden kendini. İlk adım şaşırtıyor, ikincisi alıştırıyor, üçüncüsü ayaklarınızın altındakinin tuz olduğunu kabul ettiriyor. Ve tuzu düşünüyorsunuz: Yaşamın en önemli uzantılarından, hatta vazgeçilmezlerinden biri... Bedenimizde yüzde 3.5 oranında bulunan tuz... Doğanın dengesine eşsiz bir göndermedir bu, çünkü dünya denizlerindeki tuz oranı da yüzde 3.5! Melendiz Suyu dışında birkaç küçük dere ve yeraltı tuzlu su kaynakları ile beslenen Tuz Gölü'nde bulunan üç tuzlada, Türkiye'nin yıllık tuz ihtiyacının yüzde 64'ü olan 1 milyon ton tuz elde ediliyor. Tekel tarafından işletilirken özelleştirmeyle özel sektöre devr edilen tuzlalardaki tuz yataklarına dönem dönem verilen doymuş tuzlu su, bir süre sonra çekiliyor. Çökelmiş olan tuz, kazma kürek kullanılarak zeminden alınıyor, vagonetlere yüklenerek geniş bir raylı ulaşım sistemiyle kıyıdaki depolara ulaştırılıyor. Depolarda kamyonlara yüklenen tuz, Şereflikoçhisar'da yoğunlaşan özel işletmelerde yıkanıyor. Havuzlarda tekrar tekrar yıkanan ve işlenen tuz çuvallanarak sanayide kullanılmak üzere Türkiye'nin dört bir yanına dağıtılıyor. Osmanlı döneminde ise kendiliğinden oluşan tuz bloklarını kırarak hemen gölün kıyısında satarlarmış, sonra da develere yükleyerek dağıtımını yaparlarmış. Zaman içinde depolar oluşturulmuş. Göle, pâreli hat denilen bir ana dekovil hattı döşenmiş. Böylelikle her yıl gölün değişik bölümlerinden tuz toplanmaya başlanmış. 1970'lere kadar uygulanan bu yöntemin elverişli olmaması nedeniyle vazgeçilip, halen kullanılmakta olan tuzlalar inşa edilmiş. 1500 kilometrekarelik yüzölçümüyle Türkiye'nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü'nün çevresindeki yerleşimlerde tarım kültürünün ve göçün ağırlığı hissediliyor. Göç, Türkiye'nin birçok bölgesindeki karakteristik özelliğini burada da koruyor. Geçmiş yıllarda farklı coğrafyalardan kalkıp gelen değişik kültürler göl çevresinde köylerini kurmuş durumda... Hayvancılık ve tarımsal üretimin yapıldığı göl çevresinde en dikkat çekici yan, gölün hemen kıyısında üretilen kavun ve karpuz... Göl suyuna bırakılan herhangi bir nesnenin çok kısa bir sürede tuzdan bir örtüyle kaplanmasına rağmen, kıyıda yetiştirilen kavun ve karpuzların şekerpare kıvamında bir tatlılığa sahip olması insanı hayrete düşürüyor. Tarımsal kültürün uzantısı olarak değerlendirilebilecek olan testi yapımı da bölgede son derece farklı. Ustaların iddiasına göre yalnızca Türkiye'de değil, tüm dünyada tuz testisi'ni yalnızca onlar yapıyorlarmış. Babadan oğula geçen bu üretimin esası toprağa tuz katılarak, terleyebilen testiler yapmak. Bu testiler özellikleri sayesinde buzdolabı işlevi görüyor ve yüksek sıcaklıkta dahi suyu soğuk tutuyorlar. 200 testilik toprağa on kilo kadar tuz katıyorlarmış. Bu oran son derece hassas. Tuz fazla konduğunda, pişme aşamasında testi patlıyor, az konduğunda ise terleme gerçekleşmiyormuş. Tuz testisinin özellikleri burada bitmiyor. Sıradan bir testi, taze suyun kokusunu ve tadını bozmadan ancak beş-altı ay koruyabilirken, tuz testisi dört-beş yıl boyunca suyun tazeliğini koruyabiliyormuş. Tuz Gölü civarında tarihe ışık tutabilecek kalıntılar henüz yeterince araştırılmış değil. Roma Dönemi'nde yapıldığı sanılan, gölün doğu yakasıyla batı yakasını birleştiren kaldırımlı yol, Şereflikoçhisar ile Haymana yönündeki Kulu arasında bir köprü oluşturuyor. Eski dönemlerde kervanların batağa saplanmamaları için yolun iki yanına dikilmiş mermer sütunların önemli bir kısmı halen mevcut. Yol ise, yığma toprakla göl seviyesinden yaklaşık bir metre yükseltilmiş durumda. Gölün iç kesimlerinde yer alan ve Büyükada denilen adada da küçük bir kilise kalıntısı ile yine Roma Dönemi'ne ait, yol güvenliği için kurulduğu sanılan bir muhafız barınağının kalıntılarına rastlamak mümkün. Diğer yandan, bölgede sıkça görülen kızıl kaya dikitleri ise, köylülerin iddiasına göre 1. Dünya Savaşı'nda hayatlarını yitiren insanların mezar taşları... Çok sayıda höyüğün bulunduğu bölge, turistlerin de ilgisini çekiyor. Kapadokya turlarının uğrak yerlerinden biri olan Tuz Gölü'ne gelen ziyaretçiler, berrak suyun altında gümüş gibi parıldayan tuzun üzerinde yürürken heyecanlarını gizleyemiyorlar. Tedirgin adımların sıçrattığı su eteklerinde, pantolonlarında önce bir su lekesi yaratıyor; hiç önemsemeden gölde yürüyüşün tadını çıkartıyorlar. Sanki dünya dışı bir coğrafyanın, bembeyaz bir gezegenin ziyaretinden dönüyormuşçasına otobüslerine geri döndüklerinde, kuruyan su lekesinin geride bıraktığı ince tuz tabakası, ömürleri boyunca hatırlayacakları bir anının billur izini bırakıyor onlarda
HÖYÜKLER
Çatalhöyük
Ankara yolu üzerinde Akin Köyüne ayrılan yerdedir.M.Ö.1000, 2000, 3000 Yıllarına aittir.
Akin Höyüğü
Akin Köyündedir. M.Ö. 3000 yıllarına ait seramik parçalar bulunmuştur
Harman Höyük
Büyük Damlacık Köyünün Kuzeydoğusunda Harman olarak adlandırılan yerdedir M.Ö. 3000
Kül Höyük
Şanlıkışla Köyündedir. Tunç ve demir çağı yerleşmeleri mevcuttur.
Yayla Höyüğü
Hındıllı Yaylasında bulunmaktadır. Türk-İslam Dönemine ait seramik parçaları bulunmaktadır
Baravan Höyüğü
Karamollauşağı Köyüne giden yoldadır. M.Ö. 2000
Kadı Höyüğü
Şereflikoçhisara 5 km aynı adlı yerde bulunmaktadır.
Karakuyu Höyükleri
Büyük Damlacık Köyüne uzanan yol üzerindedir. M.Ö. 3000
Elemenli Höyüğü
Hamzalı Köyünün kuzeyinde, Hamzalı ovasında Hamzalı Han Yolu üzerinde bulunmaktadır.
KALELER
Eski Türkçede koş çift anlamına gelmektedir. Koşhisar çift kale anlamına gelmektedir. Bu isim sonraları Koçhisar olarak değişikliğe uğramıştır.(Kaynak.Geçmişten Günümüze Şereflikoçhisar 96 Mehmet Yücel) Kalıntılardadan iç içe çift kalenin varlığı anlaşılmaktadı.
Başlıca kaleler şunlardır
Toklu Kalesi
Torun ve demirci obası arasındadır. İçinde bir mağara vardır.
Çavuş Kalesi
Çavuş Köyü sınırlarındadır
Parlasan Kalesi
Parlasan Köyü sınırlarındadır
Koçaş Kalesi
Sipahiler ve Üzengilik Köyleri arasında bulunmaktadır
Koçhisar Kalesi
Tüm tarihi veriler Koçhisarın içinde iç içe iki kalenin varlığını göstermektedir. Ancak çok nadir kalıntıya rastlanmıştır.
DAĞLAR
Koçaş Dağı : Denizden Yüksekliği 1554 metre.
Paşa Dağı
Gök Dağ
Karasenir Dağı
Boz Dağlar
Derevenk Dağı
Ala Dağlar
Kızılkale
TÜRBELER
Hacı Embiya Türbesi (Enbiya Dede Türbesi)
Hacı Enbiya Mahallesindedir.
Yahşiyan Türbesi
Kara Dede Türbesi