Kalecik’in Nüfusu :25.043 Yüzölçümü :1.318 Km2 Rakım :725 m Ankara Şehir Merkezinden uzaklığı :71 Km Kale, Hasbey, Saray, Tabakhane Camileri ile Kazancık Türbesi Kızılırmak üzerindeki Develioğlu köprüsü belli başlı tarihi eserlerdir
İlçenin adı Türkiye de ender rastlanır şekilde uzun süre değişime uğramadan bugünlere gelmiştir. ülkemizde birçok yerleşim bölgesinin adı zaman içinde birçok değişiklik geçirerek bugünkü şekline ulaşırken ilçemiz adını geçmişi 2000 yılı aşan kaleden almıştır.
Ramsay Kalecik’ten bahsederken eçelriga diye bahseder. acıtorızıacum adlı antik şehirde bölgede kurulmuştur. Ancak ilçemizin ismi hiçbir değişikliğe uğramadan kalesinden alınmıştır. şehrin tam ortasında tek başına heybetle yükselen bölgeye hakım bir tepe üzerindeki kale küçük olmasından dolayı sonuna cik eki eklenmiştir.
Milli Mücadele Yıllarında Kalecik'in büyük ve önemli etkinliği ve rolü olmuştur. Bu etkinlikle; Ankara-Kalecik-Çankırı-Kastamonu-İnebolu Şosesinin varlığı büyük önem taşır.
Batı Anadolu o yıllarda işgal altında olduğundan, İstanbul ve çevresinden elde edilen mühimmat, cephane ve malzeme Karadeniz Yolu ile İnebolu ya getirilmiş oradan da Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Kalecik'e intikal ettirilmiş, buradan da haymana cephesine sevk ettirilmiştir.
Milli Müdafaa Vekaletince Kalecik'e 14 ağız fırın yaptırılmış; Bu fırınlardan üretilen peksimet Haymana cephesine sevk edilmiştir.
O yıllar da Kalecikteki Hamdi camii ve başka camiler ile Hükümet Konağı cephede yaralanan askerlerin tedavisi için hastahane haline getirilmiştir. Haymana cephesinden askerler kağnılarla buralara getirilir; Halkta sırayla bu hastahaneler de kalan yaralı askerlere yemek ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması için çalışmıştır.
Kurtuluş Savaşı sırasında Kalecik ilçesinin hizmeti büyüktür. İnebolu ya gelen kuva-i Milliyeciler Kalecikte Misafir edilirlerdi. Yunan istilasından kaçan bazı batı Anadolulular kalecik e yerleşmişlerdir.
Bedeli sonradan ödenmek kaydıyla "Milli Yükümlülük Kanunu" gereğince Kalecik halkından silah, cephane, yük hayvanı ve bazı levazımatlar toplanmıştır.
Kurtuluş savaşı yıllarında idarecilerin işi çok zordu. Üç yerden emir gelirdi.: Padişahtan, Mustafa Kemal'den ve Çerkez Ethem'den. Bu emirlerin hangisinin yerine getirileceği hususunda bir çok idareci tereddüde düşmüştür. Çok az bir istina ile Mustafa Kemal ATATÜRK' ün emirleri yarine getirilirdi. Atatürk Büyük Nutkunda; Çerkez Ethem tarafından kalecik kaymakamlığına gönderilen bir mektuptan söz etmiştir. Bu mektupta özetle kendilerine katılacak olan Kürt İsmail'e gerekli kolaylığın gösterilmesi istenmiştir
Kalecik ve çevresi bu gün olduğu gibi tarih öncesinde önemli yerleşim birimi olduğu çeşitli bilimsel araştırmalar ve kazılardan anlaşılmaktadır. Kalecikle Çankırı arasında bulunan (Çankırı'ya bağlı) İnandıktepe'de yapılan kazılarda eski Hitit Dönemine ait bir Mabet, bir Bağış Tableti ve bir Kabartmalı vazo ile çeşitli tarihi eserler bulunmuştur; Bulunan eserlerin Hitit Kıralı 1. Hattuşili zamanına ait olduğu anlaşılmıştır.
Bölgede Hitit hakimiyeti M.Ö. 1200/1190 yılında Hitit İmparatorluğunun yıkılmasına kadar devam eder. Hititlerden sonra bölgeye Firigler'in hakim oldukları sanılmaktadır. Firig hakimiyeti M.Ö.650 yılında Firigler'in Batı Anadolu da yaşayan Lidyalılar'ın hakimiyeti altına girmesine kadar devam etmiştir. M.Ö. 550 yıllarında Lidyalılar'ı yenen Persler, bütün Anadoluya hakim olmuşlardır.
M.Ö. 331 yılında Büyük İskender Persleri yenerek bu imparatorluğa son vermiştir. M.Ö. 323 yılında Büyük İskender' in ölmesinden sonra Anadolu'nun bir kısmına Selevkoslar hakim olmuştur.
Daha sonra Anadolu'ya Trakya üzerinden gelen Galatlar Ankara ve çevresine hakim olmuşlardır. Galatlardan sonra Kalecik ve civarı uzunca bir süre Roma İmparatorluğu'nun hakimiyeti altında kalmış, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra Bizans İmparatorluğunun hakimiyeti altına girmiştir; Ve bu durum Türklerin Adadolu'ya gelişine kadar sürmüştür.
Kalecik'in Türkler tarafından fethi takriben 1075 yılına rastlar. Ünlü bir Türk büyüğü olan Seydi Battal Gazi tarafından Bizanslılardan alındığı bilinmektedir.
1243 Yılında 2. Gıyasettin Keyhüsrev (1237-1246) kumandasındaki Anadolu Selçukluları ordularının, Moğul ordusuna yenilmesi üzerine Kalecik bir süre Moğul idaresi altına girmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti 1318 Yılında son bulmuş ve Anadolu 1328 yılına kadar İlhanlıların hakimiyeti altına girmiştir.
Fatih Sultan Mehmet'in 1461 yılında Candar Oğulları Beyliği'ne son vermesi üzerine Kalecik tamamen Osmanlıların eline geçmiş oldu.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Kalecik ve diğer bazı yerlerde "Ankara Sofu" denilen çok güzel bir çeşit kumaş dokunmakta idi , bu kumaştan üst elbiseleri yapılırdı. Kumaşın şöhreti Osmanlı imparatorluğunu son zamanlarına kadar devam etmiştir. Bu devirde Kalecik'te ipek böcekçiliğide çok gelişmişti.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Kalecik ticari yönden gelişmiş bir merkezdi ve "Küçük Mısır" namı ile bilinmekte idi. Ayrıca Kalecik'te bu devirde döşemecilik, kumaş ve dericilik gibi sanatların çok üstün bir seviyede olduğu bilinmektedir.
Kalecik'in Osmanlılarda ve geçmiş zamanlarda nedenli önemli bir kent olduğunu Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesin deki şu sözlerden anlamaktayız.
".... Oradan ileri gidip (Kalecik) Büyük Kalesine geldik.. Burasını Bursa Tekfuru (Serdene) adlı Kral kızı için yaptırmıştır. Sonra Kastamonu hakimi (Topal Beyazıt) feth etmiş, ve Osmanlılara baş eğmeyip, nice köy ve kasabalara el uzatmağa başlamıştır. Nihayet Yıldırım Beyazıt Han bir gün birden bire bu kaleyi basıp feth eyledi. Hala Kangırı Sancağı hükmünde has ve su başlıdır. Yüzelli Akçalık Şerif kazadır. Kadısına senede dört kese has olunur. kedhüda ve yeniçeri serdarı, müftüsü, nakibüleşrafı, ayan ve eşrafı, kale ağası, yirmi kadar kale neferi vardır."
Kalecik'te Osmanlılar zamanında Ahilik bir hayli ileri idi. Esnaf kuruluşun ahlaki değerlerine ve kurallarına titizlikle riayet ederdi. Örneğin Kale mahallesi halkı sabahleyin pazara inmedikçe kasaplar et ve sakatat satmazlardı. Halen Kalecikte Ahi Kemal mahallesi, Ahiler mahallesi, Halil Ağa mahallesi ve Ahiler İlk Öğretim Okulu gibi Ahiliği yansıtan isimler mevcuttur.
Kelecik Kalesi :
Kale, şehrin ortasındaki 150-160 m yüksekliğindeki sarp bir kayanın üzerine kurulmuştur. Kalenin sur duvarları yağma taşlar ile örülmüştür. Bugün sur duvarlarının çoğu yıkık ve harap durumdadır ve çok az bir kısmı sağlam olarak kalabilmiştir.
Kalenin kemerli bir girişi ve onun iki tarafında birer silindirik kule bulunur. Giriş kısmındaki kapı kanatları sökülmüş durundadır ve yerleri belli olmaktadır.
Kalenin içinde bir mahzen veya sarnıç bulunmaktadır. Üste mahzene acılan kısımda kare şeklinde bir delik vardır. Eskiden bir hayli derin olduğu anlaşılan mahzen bugün kısmen taş ve toprakla dolmuş durumdadır. Bu mahzenin kalenin su ihtiyacını temin eden bir sarnıç olduğunu sanmaktayız.
Mahzenin biraz yakınında bir mezar odası bulunmaktadır. Mezar düzgün olmayan taşlarla ve kireç. Harcıyla yapılmıştır. Üst kısmı yarım kubbe şeklindedir, içi sıvalıdır ve bugün tahrip olmuş durumdadır.
Kalenin içerisinde mermer parçaları ve tuğlalar vardır. Kalede hiçbir kitabe yoktur.
Kaleye güney tarafından bakıldığı zaman dışta sur duvarlarından bir tanesinin alt kısmında bir tünelin deliği görülmektedir. Bugün bu tünelin 5-6 m ilerisinden sonrası çökmüş, taş ve toprakla dolmuş durumdadır. Eskiden bu tünelden Kızılırmak nehrine su almak için gidildiği söylenmektedir.
Kalenin doğusundaki yol üzerinde kaleye su getiren kanalların kalıntıları görülmektedir.
Kalenin ilk defa Romalılar veya Bizanslılar zamanında inşa edildiğini sanmaktayız. Osmanlılar zamanında kalenin bir onarım görmüş olduğu anlaşılmaktadır. Evler genellikle Kalenin etrafında toplanmıştır.
Kazancı Baba Türbesi :
Ahi kemal Mahallesi’ndedir. Kare planlıdır. Taş ve tuğla malzeme ile inşa edilmiştir. Osmanlı İmparatoru Fatih Sultan Mehmet’in Tüfekçi Başısı ve bir Rufai olan Kazancı Baba’ya ait olduğu söylenmekte ve 15. Yüzyıla tarihlendirilmektedir.
Üst kısmı yuvarlak, gövdedeki dört sivri kemer kubbeyi taşırlar. Pencereler yuvarlak kemerlidir. Çatısı piramidal ve külahlı ve kiremit kaplıdır.
Kapısının üstü sivri kemerlerdir. Kapısı tahtadan yapılmıştır ve üzerinde oyma olarak yapılmış süsler vardır. Türbe 1969 yılında görmüş ve ön tarafına kare şeklinde bir oda ilave edilmiştir.
Alış Oğlu Türbesi :
Kale Mahallesi’ndedir. Horasan’dan gelen ve bir Nakşibendi Şeyhi olan Alışoğlu’na ait olduğu söylenmektedir. İki tane odası vardır, ikinci odada üç tane sanduka bulunmaktadır.
Davut Dede Türbesi :
İstasyon caddesi üzerinde Şenyurt mahallesindedir. Ne zaman inşa edildiği belli değildir. Bakımı ve tamiratı halk tarafından yapılmaktadır.
Davut Dede Türbesi :
İstasyon caddesi üzerinde Şenyurt mahallesindedir. Ne zaman inşa edildiği belli değildir. Bakımı ve tamiratı halk tarafından yapılmaktadır.